top of page

Tıbbi Cihazda Türkiye

27 Eyl
7 dakikada okunur

Sağlık hizmetindeki gücümüzü teknolojiye dönüştürmek

Behlül ÜnverDünya Sağlık Turizmi Platformu Başkanı27 Eylül 2026

Bir hastanede her gün binlerce karar verilir. Hangi incelemenin yapılacağı, hangi cihazın kullanılacağı, tedavinin nasıl uygulanacağı, hastanın nasıl izleneceği belirlenir. Bu kararların arkasında hekimlerin, hemşirelerin, mühendislerin ve diğer sağlık çalışanlarının birikimi vardır. Aynı zamanda her gün, mevcut teknolojinin nerede yeterli olduğu ve nerede yeni bir çözüme ihtiyaç duyulduğu görülür.

Türkiye’nin tıbbi cihaz alanındaki en önemli imkânlarından biri bu birikimdir. Sağlık hizmeti verirken edindiğimiz deneyimi, yeni ürünlerin tasarlanmasına ve geliştirilmesine ne kadar aktarabiliyoruz? Hastanelerimizde karşılaştığımız bir sorunun çözümü, Türkiye’de geliştirilen ve başka ülkelerde de kullanılan bir teknolojiye dönüşebiliyor mu?

Tıbbi cihazda asıl tartışmamız bu olmalı. Çünkü sağlık hizmetinde güçlü olmakla o hizmetin teknolojisini geliştirmek arasında kendiliğinden kurulan bir bağ yok. Bu bağı kurmak; sağlık, bilim, sanayi ve dış ticaret politikalarının ortak sorumluluğudur.

Büyük bir pazarın bize anlattıkları

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisinin verisine göre Türkiye tıbbi cihaz pazarının büyüklüğü 2024’te 4,5 milyar dolara ulaştı. TÜSEB’in 2025 tarihli sektör raporunda ise 2024 için 1,256 milyar dolar ihracat ve 2,684 milyar dolar ithalat yer alıyor. Raporun kullandığı ürün kapsamıyla ihracat, ithalatın yaklaşık yüzde 47’sini karşılıyor. Pazar büyüklüğü ile dış ticaret rakamları farklı göstergelerdir; birlikte okunduğunda hem önemli bir talebi hem de geliştirilmesi gereken bir üretim ve ihracat kapasitesini gösteriyor. [1–2]

İthalatın nereden geldiği de bu tartışmanın parçası. WITS üzerinden yayımlanan 2024 UN Comtrade kayıtlarında, tıp ve cerrahi aletleri de içeren HS 9018 ürün grubunda ilk üç tedarikçimiz ABD, Çin ve Almanya. Aynı grupta ihracatımızın önde gelen pazarları arasında Almanya, Slovenya, Hollanda, Çin ve ABD bulunuyor. Bu sınıf sektörün tamamını temsil etmese de Türkiye’nin uluslararası üretim ve ticaret ağıyla ilişkisini gösteriyor. [3]

Dolayısıyla elimizde hiç veri olmadığını söyleyemeyiz. Eksik kalan, bu rakamların arkasındaki teknolojik yetkinliği görebilmektir. İhraç ettiğimiz ürünün tasarımı kime ait? Kritik parçaları nerede üretiliyor? Türkiye’de ne kadar katma değer oluşuyor? Ürünü geliştirme ve değiştirme hakkı kimde? Satış sonrasında yazılım, bakım ve sarf malzemesi gelirini kim elde ediyor?

Bir ülkenin tıbbi cihazdaki konumunu yalnızca kaç dolarlık ürün sattığıyla açıklayamayız. Ticaret verisini, ürün gruplarına göre tasarım, üretim, klinik doğrulama ve fikrî mülkiyet bilgisiyle tamamlamamız gerekiyor. Böyle bir görünüm, hangi alanda güçlü olduğumuzu ve hangi bağımlılığın öncelikle azaltılması gerektiğini de ortaya koyar.

Her ürün grubunun yolu aynı değil

Tıbbi cihaz başlığı çok geniş bir dünyayı kapsıyor. Cerrahi aletler, implantlar, laboratuvar tanı sistemleri, görüntüleme cihazları, yoğun bakım ekipmanı, rehabilitasyon teknolojileri ve tıbbi yazılımlar aynı ihtiyaçla geliştirilmez. Sermaye gereksinimleri, araştırma süreleri, klinik değerlendirmeleri ve pazara giriş koşulları da farklıdır.

Bu nedenle bir alandaki başarılı üretim örneğinden hareketle bütün sektörün aynı noktaya geldiğini söylemek doğru olmaz. Aynı şekilde yüksek teknolojili bir sistemde dışa bağımlılık bulunması da diğer alanlarda oluşmuş üretim birikimini değersizleştirmez. Sağlıklı bir politika, bu farklılıkları tanıyarak başlamalıdır.

Yerli üretim hedefini de bu çerçevede ele almalıyız. Ülkemizde üretim yapan bir tesisin istihdam ve tedarik açısından değeri vardır. Özgün tasarımın, kritik bileşenin ve yazılımın burada geliştirilmesi ise bu değeri derinleştirir. Her parçayı aynı anda üretmeye çalışmak yerine, sağlık hizmetinin sürekliliği ve uluslararası rekabet açısından belirleyici yetkinliklere odaklanabiliriz.

Burada öncelik listemizi yalnızca yüksek ithalat faturası belirlememeli. Hastaların karşılanmamış ihtiyacı, ülkenin mevcut bilimsel birikimi, kritik tedarik riski ve dünyadaki pazar imkânı birlikte değerlendirilmelidir. Böylece destekler birbirinden kopuk projelere dağılmak yerine seçilmiş alanlarda birikim oluşturur.

Pandemiden kalıcı bir üretim düzenine

Pandemi, üretim yeteneğinin sağlık güvenliği açısından ne ifade ettiğini somut biçimde gösterdi. Türkiye’de geliştirilen solunum cihazlarının yurt dışına gönderilmesi ve yerli moleküler tanı kitlerinin uluslararası pazarlara ulaşması, farklı alanlarda çözüm üretilebildiğinin örnekleriydi. Yatırım Ofisinin Haziran 2020 duyurusunda yalnızca Brezilya’ya ulaşan solunum cihazı sayısı 650 olarak açıklanmıştı. [4–5]

Bu deneyimin değeri, bir cihazın veya firmanın başarısıyla sınırlı değil. Araştırma birikimi, mühendislik, üretim organizasyonu ve sağlık hizmetindeki ihtiyaç aynı hedef etrafında buluşabildiğinde ortaya çıkan kapasitede yatıyor. Ancak olağanüstü dönemin acil talebi, olağan dönemde sürdürülebilir pazar anlamına gelmez. Kaliteyi korumak, yeni ürün geliştirmek, servis sağlamak ve rekabetçi kalmak ayrı bir çalışma gerektirir.

Bu yüzden pandemi örneklerini hatırlarken şu soruyu da sormalıyız: Oluşan bilgi, insan kaynağı ve üretim yeteneği sonraki ürünlere ne kadar aktarılabildi? Başarı hikâyelerinin devamı, bu aktarımı sağlayan kalıcı kurumlara ve programlara bağlıdır.

Hastanenin ihtiyacı araştırmanın başlangıcı olmalı

Bu sürekliliğin kurulacağı yerlerden biri üniversite hastaneleridir. Hastanede görülen bir sorun, araştırma gündemine düzenli biçimde taşınabilmeli. Bir görüntünün değerlendirilmesindeki gecikme, bir cihazın kullanım zorluğu veya evde izlenemediği için tekrar hastaneye gelen bir hastanın ihtiyacı, yeni bir ürünün başlangıcı olabilir.

Bunun için hekimlerle mühendisleri bir toplantıda bir araya getirmekten daha fazlası gerekir. Tıp, mühendislik ve temel bilimler ortak hedef, bütçe ve çalışma takvimiyle ilerlemeli. Hemşireler, biyomedikal birimler ve teknik servis çalışanları da tasarım sürecine katılmalı. Cihazı kullanan ve arızalandığında sorunu çözen ekiplerin bilgisi, ürünün sahada çalışabilmesi açısından değerlidir.

Üniversitelerin katkısını yayın ve patent sayısıyla sınırlı değerlendirmemeliyiz. Bir buluşun lisanslanması, gerekli testlerden geçmesi, klinik faydasının gösterilmesi ve sürdürülebilir üretime ulaşması da karşılık bulmalı. Ortak projelerde fikrî mülkiyet, sorumluluk ve gelir paylaşımı en başta belirlenmeli.

Araştırma desteği ile hastanenin satın alma kararı arasındaki boşluk da kapatılmalı. Geliştirilen ürünün test, klinik değerlendirme, belgelendirme ve ilk kullanım süreçleri için devam eden bir finansman modeli gerekir. Kamu alımları; kalite, güvenlik ve rekabet şartları korunarak, performansı doğrulanmış yerli ürünlerin sahaya erişimini destekleyebilir. Üretici de aldığı desteğin karşılığını ürünün çalışması, geliştirilmesi ve pazarda karşılık bulmasıyla göstermelidir.

Teknoloji gündemini hastanın ihtiyacı belirlemeli

Bu ortak yapının önemli çalışma alanlarından biri onkolojidir. Kanser bakımında ihtiyaç, görüntüleme cihazının satın alınmasıyla bitmez. Erken saptama, patolojik değerlendirme, tedavi planlama, uygulamanın doğruluğu ve hastanın izlenmesi birbirine bağlı süreçlerdir. Her aşama farklı bir teknoloji ve araştırma sorusu doğurur.

MR, bilgisayarlı tomografi ve radyoterapi gibi yüksek teknoloji alanlarında hedef, ürünün tamamı kadar kritik bileşenler ve yazılımlar üzerinden de kurulabilir. Uluslararası bir sistemde kullanılan özgün bir çözüm geliştirmek, daha kapsamlı ürünler için yetkinlik kazandırabilir. Ancak bunun yolu uzun vadeli araştırma, klinik kanıt ve üretim disiplininden geçer.

Aynı yaklaşım kalp ve damar hastalıkları, diyabet, rehabilitasyon, yaşlı bakımı ve evde sağlık için de geçerlidir. Tıbbi teknolojiyi hastane duvarlarıyla sınırlamamalıyız. Uygun hastada riskin izlenmesini, hastalığın zamanında saptanmasını ve tedavinin evde güvenle sürdürülmesini destekleyen çözümler de üretim gündeminde yer almalı.

Buradaki ölçümüz daha fazla cihaz kullanılması veya daha çok işlem yapılması olamaz. Geliştirilen çözüm hastaya ne kazandırıyor? Tanıdaki gecikmeyi azaltıyor mu? Tedaviye erişimi kolaylaştırıyor mu? Gereksiz işlemleri veya bakım yükünü azaltabiliyor mu? Teknolojinin ekonomik değeriyle sağlık açısından değerini birlikte değerlendirmeliyiz.

Yapay zekâ, robotik sistemler ve dijital hastaneler bu dönüşümün araçlarıdır. Fakat bir ürüne yapay zekâ eklemek, onun klinik faydasını kendiliğinden kanıtlamaz. Algoritmanın farklı hasta gruplarında nasıl çalıştığı, verinin güvenliği ve hata durumunda sorumluluğun kimde olduğu açıklığa kavuşmalıdır. “İnsansız hastane” tartışmasında da hangi işin güvenle otomatikleşebileceği ve sağlık çalışanının hastaya ayırdığı zamanı nasıl artıracağı üzerinde durmalıyız.

Üretimin devamı dünya pazarında karşılık bulmakla mümkün

Türkiye’nin iç pazarı önemli bir başlangıç alanı. Bununla birlikte yüksek teknolojiye yapılan yatırımın sürdürülebilmesi için ürünün uluslararası karşılığı da düşünülmeli. MedTech Europe, Avrupa tıbbi teknoloji pazarının 2024 büyüklüğünü yaklaşık 170 milyar avro olarak tahmin ediyor. Bu büyüklük bir fırsatın yanı sıra güçlü rakiplerle karşılaşacağımızı da hatırlatıyor. [6]

Dış pazara açılma planı ürün tamamlandıktan sonra başlamamalı. Hangi ülkenin hangi ihtiyacına cevap verileceği, kabul koşulları, ödeme imkânları ve servis düzeni tasarım aşamasında değerlendirilmelidir. Avrupa için geliştirilen bir ürünle farklı altyapı koşullarında kullanılacak bir cihazın gereksinimleri aynı olmayabilir.

Türkiye; yakın pazarlara erişimini, mühendislik birikimini ve sağlık hizmeti deneyimini birlikte kullanabilir. Orta Asya, Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika’da ise her ülke için ayrı ihtiyaç ve rekabet analizi yapılmalı. Bu bölgeleri yalnızca daha düşük fiyatlı ürün satılacak pazarlar olarak görmemeliyiz. Güvenilirlik, bakım kolaylığı, eğitim ve kullanım maliyeti satın alma kararında belirleyici olabilir.

Ürünün yanında yedek parça, bakım, yazılım güncellemesi ve kullanıcı eğitimi sunulamıyorsa satışın devamı zorlaşır. Sertifikasyon giderleri, uzun geliştirme süreleri, kur ve tahsilat riski de üreticinin taşıdığı yüklerdir. Destek sistemi bu nedenle araştırmadan satış sonrası hizmete kadar uzanmalı. İhracatın başarısı da tek seferlik sevkiyatla değil, düzenli satış ve kalıcı kullanım üzerinden izlenmelidir.

Sağlık turizmi bu yapının neresinde

Sağlık turizmi, klinik yetkinlikle teknoloji üretimini buluşturabileceğimiz bir alan. Özellikle karmaşık tedavilerde uluslararası güven; cihazın adıyla birlikte onu kullanan ekibin deneyimine, tedavi sonuçlarına ve bakımın sürekliliğine dayanır. Türkiye’de geliştirilen bir teknoloji bu bütünün içinde faydasını gösterebildiğinde, ülkenin sağlık hizmetiyle üretim kapasitesi birbirini destekleyebilir.

Hastanelerimiz bu açıdan ürünlerin bilimsel yöntemlerle değerlendirildiği, kullanım deneyiminin biriktiği ve yabancı sağlık profesyonellerine eğitim verildiği merkezler olabilir. Ortak klinik çalışmalar ve mesleki eğitimler, Türkiye’de geliştirilen çözümlerin başka ülkelerde tanınmasını da sağlayabilir. Araştırma aşamasındaki bir ürünle yerleşik tedavinin ayrımı ise her zaman açık kalmalıdır. Böylece sağlık turizmi ile tıbbi cihaz ihracatı arasında somut bir ilişki kurulabilir: Sağlık hizmetinde kazanılan deneyim ürün geliştirmeyi besler; doğrulanmış teknoloji klinik hizmeti güçlendirir; eğitim ve uluslararası iş birlikleri her ikisinin dünyaya açılmasına katkı sağlar.

Türkiye’nin ihtiyacı, bu ilişkinin kişisel çabalarla sınırlı kalmamasıdır. Öncelikli alanları belirlenmiş, üniversitenin ve hastanenin sorumluluk aldığı, üreticinin uzun vadeli çalışabildiği ve sonuçların açıkça izlendiği bir program kurulmalıdır. Ne kadar harcadığımızın yanında hangi sorunu çözdüğümüzü, hangi yetkinliği kazandığımızı ve dünyaya ne sunabildiğimizi konuşmalıyız.

Tıbbi Cihazda Türkiye
Tıbbi Cihazda Türkiye

Hastanelerimizde her gün oluşan bilgi, bir sonraki satın almanın teknik şartnamesine olduğu kadar yeni bir ürünün tasarımına da dönüşebilmeli. Sağlık hizmetinde edindiğimiz gücü teknoloji üretimine taşımanın başlangıç noktası burasıdır.


 

Kaynaklar ve veri notu

Veri kontrol tarihi 27 Eylül 2026. Sayısal karşılaştırmalarda 2024 verileri kullanılmıştır. Pazar tahminleri, gümrük kayıtları ve teknolojik yetkinlik farklı göstergelerdir. Kaynakların ürün kapsamları birleştirilerek yeni bir sektör toplamı hesaplanmamıştır. Metindeki politika önerileri yazarın değerlendirmesidir.

[1] Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi. Yaşam Bilimleri. Türkiye tıbbi cihaz pazarının 2024 büyüklüğü. Kaynak

[2] TÜSEB. Tıbbi Cihaz Endüstrisinde Yerlileşme Vizyonu ve Stratejik İhtiyaç Analizi, 2025, s. 8–9. Raporda kullanılan 2024 Trade Map kapsamındaki ithalat ve ihracat; karşılama oranı yaklaşık %47. Raporun yayımlanmış metin kopyası üzerinden kontrol edilmiştir. Kaynak · Metin kopyası

[3] Dünya Bankası WITS / UN Comtrade. Türkiye, 2024, HS 9018. Tıp, cerrahi, diş hekimliği ve veterinerlikte kullanılan alet ve cihazları kapsayan sınıf; tüm tıbbi cihaz sektörü değildir. Ülke sıralamaları ithalat ve ihracat kayıtlarından alınmıştır. Kaynak · İhracat kaydı

[4] Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi. Yerli Solunum Cihazları Brezilya’ya Ulaştı, 8 Haziran 2020. 650 cihazlık sevkiyat. Kaynak

[5] KOSGEB. Covid-19’un Tespitinde Yerli PCR Üretimi. Pandemi dönemindeki üretici söyleşisi; yerli moleküler tanı kitlerinin ihracatı için örnek kaynak olarak kullanılmıştır. Şirket beyanları sektör geneline genişletilmemiştir. Kaynak

[6] MedTech Europe. The European Medical Technology in Figures, Market. 5 Eylül 2025 güncellemesi; 2024 Avrupa tıbbi teknoloji pazarı tahmini. Türkiye için pazar payı hesaplamak amacıyla kullanılmamıştır. Kaynak

Yorumlar


bottom of page