top of page

Türkiye İlacı Üretiyor Peki Molekülü Kim Üretiyor

1 saat önce
8 dakikada okunur

İlaçta yerli üretim dışa bağımlılık ve yeni nesil tedaviler

Behlül Ünver  |  Dünya Sağlık Turizmi Platformu Başkanı

Bir hasta muayene odasından çıktığında tedavinin büyük bölümü çoğu zaman hastanede değil, evinde devam eder. Tansiyonunu düzenleyen tablet, diyabetini kontrol eden insülin, enfeksiyon için reçete edilen antibiyotik, kanser tedavisinde kullanılan biyolojik ürün veya yıllarca devam eden kronik hastalık ilacı… Sağlık sisteminin görünmeyen yükünü büyük ölçüde ilaçlar taşır.

Bu nedenle ilaç meselesini yalnızca fiyat, kur veya kutu sayısı üzerinden tartışmak eksik kalır. İlaç; aynı anda halk sağlığı, sanayi politikası, bilimsel araştırma, tedarik güvenliği ve kamu bütçesi meselesidir. Türkiye’nin asıl sorusu da yalnızca kaç kutu ilaç ürettiği değildir. O kutunun içindeki etkin maddeyi, üretim bilgisini ve fikrî mülkiyeti ne ölçüde geliştirebildiğidir.

Pazar büyük fakat rakamı doğru okumalıyız

2026 yılında yayımlanan İlaç Sektör İncelemesi Ön Raporu’na göre Türkiye ilaç pazarının satış değeri 2025’te 479 milyar liraya ulaştı. Bunun 417 milyar lirası eczane, 61 milyar lirası hastane kanalında gerçekleşti. Başka bir ifadeyle pazar değerinin yaklaşık yüzde 87’si eczane kanalından geliyor. Bu oran doğrudan ayaktan hasta sayısını göstermez; ancak ilacın hastane duvarlarının dışındaki tedavilerde ne kadar merkezi bir yere sahip olduğunu açık biçimde ortaya koyar.

Aynı rapora göre Türkiye, 2024’te 11,5 milyar dolarlık ilaç pazarıyla dünyada 19’uncu sıradaydı. Pazarın büyüklüğü önemli; fakat enflasyonun yüksek olduğu bir ekonomide lira cinsinden artışı tek başına başarı göstergesi sayamayız. Asıl bakmamız gereken; hastanın ihtiyaç duyduğu ilaca zamanında erişip erişemediği, kamu kaynağının doğru kullanılıp kullanılmadığı ve ülkenin bu pazardan ne kadar teknoloji üretebildiğidir.

Türkiye’de imal edilen ilaç neyi gösterir

2025’te satılan ilaçların kutu bazında yüzde 89,98’i Türkiye’de imal edildi. Satış değeri bakımından Türkiye’de imal edilen bitmiş ürünlerin payı yüzde 59,59, ithal bitmiş ürünlerin payı ise yüzde 40,41 oldu. Bu veriler Türkiye’nin güçlü bir ilaç üretim altyapısına sahip olduğunu gösterir. Fakat imalat yerini gösteren bu oranlardan, ürünün etkin maddesinin veya molekülünün yerli olduğu sonucu çıkarılamaz.

İlaçta en az dört ayrı düzeyi birbirinden ayırmalıyız: Türkiye’de son ürünü imal edilen ilaç, etkin maddesi Türkiye’de üretilen ilaç, molekülü Türkiye’de geliştirilen ilaç ve patenti ile üretim bilgisinin Türkiye’ye ait olduğu ilaç. Kamuya açık güncel istatistikler ağırlıklı olarak birinci düzeyi gösteriyor. Etkin madde menşei, yerli molekül sayısı, fikrî mülkiyet sahipliği ve Türkiye’de kalan katma değer için aynı açıklıkta bütüncül veri bulunmuyor.

Satış değeri yerli molekülü göstermez

İlaçta yerliliği yalnızca üretim adresi veya satış değeriyle ölçersek kendimizi yanıltırız. Satış değeri; fiyatlandırma, döviz kuru, patent koruması, geri ödeme kapsamı ve ürünün tedavi alanı gibi pek çok unsurdan etkilenir. Yüksek ciro, yüksek yerli teknoloji anlamına gelmediği gibi düşük ciro da bilimsel değerin düşük olduğunu göstermez. Gerçek yerlilik; araştırma fikrinden molekül keşfine, etkin madde üretiminden klinik araştırmaya, ruhsat dosyasından seri üretime ve ihracata kadar bütün değer zincirini kapsar.

Etkin madde ve kritik girdilerde dışa bağımlılık ürün grubuna ve üretim aşamasına göre değişiyor. Sorun, sektörün tamamını açıklayacak şeffaf bir veri setinin bulunmamasıdır. Hangi ilacın etkin maddesi nerede üretiliyor, molekülün patenti kime ait, kritik girdide kaç tedarikçi var, kamu hangi ürünlerde tek ülkeye bağımlı ve satış gelirinin ne kadarı Türkiye’de kalıyor? İlaç politikası bu sorulara cevap veren, ürün ve değer zinciri bazında güncellenen bir envantere dayanmalıdır.

Böyle bir envanter yalnızca ekonomik planlama için değil, sağlık güvenliği için de gereklidir. Salgın, savaş, ticaret kısıtlaması veya lojistik kriz çıktığında kutuyu üretecek fabrikanın bulunması tek başına yetmez. Etkin madde veya kritik yardımcı malzeme gelmiyorsa üretim hattı çalışamaz.

Dünya tabletten hücre ve gen tedavilerine ilerliyor

Küresel ilaç endüstrisi artık yalnızca klasik kimyasal moleküller üzerinden büyümüyor. Biyolojik ve biyobenzer ilaçlar, mRNA teknolojileri, hedefe yönelik tedaviler, kişiselleştirilmiş tıp, gen tedavileri, somatik hücre tedavileri ve doku mühendisliği ürünleri sağlık hizmetinin yönünü değiştiriyor. Avrupa İlaç Ajansı bu ileri tedavileri gen, hücre ve doku mühendisliği temelli ürünler olarak ayrı bir düzenleyici başlık altında değerlendiriyor.

Türkiye’de de biyoteknolojik ilaçların ağırlığı artıyor. Türkiye Biyoteknolojik İlaç Platformu verilerine göre bu ürünler 2024’te 60,9 milyar liralık büyüklüğe ve toplam pazar içinde yüzde 18,8 paya ulaştı. Buna karşın yerli biyobenzer üretiminin kapsamı hâlâ sınırlı. Gelecek kuşak tedavilerde yalnızca ithalatçı pazar olarak kalmak istemiyorsak bugünden laboratuvar, klinik araştırma, biyoreaktör kapasitesi, veri altyapısı ve nitelikli insan kaynağı oluşturmak zorundayız.

Bir molekülün ilaca dönüşmesi ortalama 10 ila 15 yıl sürebiliyor. 2025’te dünyada ilaç Ar-Ge’sine yaklaşık 201,3 milyar dolar harcandı. Aynı rapordaki Türkiye tahmini 540 milyon dolar düzeyinde. Kaynakların hesaplama yöntemleri farklılık gösterebilse de ölçek farkı açıktır: Türkiye’nin yalnızca üretim tesisi değil, uzun soluklu araştırmayı finanse edecek bir ekosistem kurması gerekiyor.

Yeni tedaviler sağlık turizminin yönünü de değiştiriyor

Yeni bir molekül, özgün bir formülasyon veya belirli bir tedavi protokolü yalnızca bilimsel yayın ya da sanayi ürünü değildir; ülkenin sağlık hizmetine yönelik uluslararası talebi de etkiler. Hastalar, özellikle kanser gibi zamanın ve tedavi seçeneğinin kritik olduğu hastalıklarda, kendi ülkelerinde ruhsatlandırılmamış, geri ödeme kapsamına alınmamış, uygulanmayan veya yalnızca belirli merkezlerde sunulan tedavilere erişmek için başka ülkelere gidebiliyor. Avrupa Birliği'nin sınır ötesi planlı tedavi rehberi de hastaların, kendi ülkelerinde bulunmayan bir müdahale veya uzun bekleme süresi nedeniyle başka bir ülkede tedavi arayabildiğini açıkça belirtiyor.

Bu nedenle sağlık turizminde rekabet artık yalnızca hastane binası, uygun fiyat ve hekim tanıtımıyla yürümüyor. Hedefe yönelik kanser ilaçları, immünoterapiler, hücresel tedaviler, radyofarmasötikler, kişiye özel tedavi yaklaşımları, klinik araştırmalar ve moleküler tümör kurulları bir ülkenin tercih edilmesini doğrudan etkileyebilir. Türkiye'de geliştirilen bir molekülün, formülün veya tedavi yaklaşımının bilimsel kanıt üretmesi, patentlenmesi, ruhsat alması ve nitelikli merkezlerde uygulanması; hem hastaya değer sağlar hem de yüksek katma değerli sağlık turizmini destekler.

Ancak özellikle onkolojide hastanın umudunu ticari vaade dönüştürmek büyük bir risktir. Deneysel bir uygulama ile ruhsatlı tedavinin statüsü açıkça ayrılmalı; kanıt düzeyi, uygun hasta grubu, alternatifler, maliyet, olası yan etkiler ve tedavi sonrası takip hastaya kendi dilinde anlatılmalıdır. Sağlık turizmindeki başarı, yeni bir tedaviyi yalnızca duyurmakla değil; bilimsel yeniliği güvenli, etik ve izlenebilir bir hasta yolculuğuna dönüştürmekle ölçülmelidir.

Üniversiteyi izleyici değil üretici yapmalıyız

İlaç geliştirme sürecini yalnızca ilaç firmalarının yatırım kararlarına bırakamayız. Şirketler üretim, ölçekleme ve pazara erişim açısından vazgeçilmezdir; ancak ülkenin hangi molekülleri ve hangi kritik tedavi alanlarını önceleyeceğine yalnızca ticari beklenti karar vermemelidir. Kamu, üniversiteler, klinisyenler, eczacılar, mühendisler ve sanayi ortak bir araştırma gündemi oluşturmalıdır.

Özellikle eczacılık fakülteleri bu yapının merkezinde yer almalıdır. Farmasötik kimya molekül tasarımına; farmasötik teknoloji formülasyon ve üretim yöntemine; farmakognozi bitkisel kaynakların bilimsel değerlendirilmesine; farmakoloji ve toksikoloji güvenlilik çalışmalarına; klinik eczacılık ise doğru kullanım, ilaç etkileşimi ve tedavi sonuçlarının izlenmesine katkı sağlayabilir. Bu bilgi birikimi yalnızca yayın üretmek için değil, patent, ruhsat dosyası, pilot üretim, klinik araştırma ve kamu politikası üretmek için kullanılmalıdır.

Üniversitelerde her kurumun tek başına pahalı altyapı kurmaya çalışması yerine ortak araştırma merkezleri ve iyi üretim uygulamalarına uygun pilot tesisler oluşturulabilir. Akademik yükseltme ölçütlerinde yalnızca makale sayısı değil; geliştirilen molekül, patent, lisans, klinik protokol, teknoloji transferi ve çözülen halk sağlığı sorunu da dikkate alınmalıdır.

Üniversite ile sanayi arasındaki ilişki yalnızca firmaya laboratuvar hizmeti vermek biçiminde kalmamalıdır. Kamu önceliğiyle başlatılan araştırmalarda veri, fikrî mülkiyet, fiyat ve erişim şartları en baştan belirlenmeli; kamu kaynağıyla geliştirilen ürünün topluma nasıl döneceği açık olmalıdır.

İlaç politikası aynı zamanda ayaktan tedavi politikasıdır

Türkiye’de kronik hastalıkların önemli bölümü ayaktan takip ediliyor. Hipertansiyon, diyabet, astım, kalp hastalıkları ve pek çok ruh sağlığı sorunu için tedavinin sürekliliğini ilaçlar sağlıyor. Bu nedenle doğru ilaca erişim, yalnızca eczacılık veya sanayi politikası değildir; hastaneye yatışı, acil servis başvurusunu, iş gücü kaybını ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir sağlık hizmeti unsurudur.

İlacın piyasada bulunmaması tedaviyi aksatır; yanlış veya gereksiz kullanılması ise hem hastaya hem bütçeye zarar verir. Bu iki sorunu birbirine karıştırmamalıyız. Tasarruf adına gerekli ilacı zorlaştırmak akılcı kullanım değildir. Akılcı kullanım, hastanın klinik ihtiyacına uygun ilacı doğru dozda, doğru süreyle ve mümkün olan en uygun maliyetle almasıdır.

Gereksiz ilaç kullanımı yalnızca hastanın tercihi değildir

Dünya Sağlık Örgütü, dünya genelinde ilaçların yarısından fazlasının uygunsuz biçimde reçetelendiğini, verildiğini veya satıldığını; hastaların yaklaşık yarısının da ilaçlarını doğru kullanmadığını uzun süredir vurguluyor. Çoklu ilaç kullanımı, bakteriyel olmayan hastalıklarda antibiyotik kullanımı, klinik rehberden uzak reçeteleme, reçeteli ilacın hekimsiz kullanılması ve tedaviye uyumsuzluk bu sorunun başlıca biçimleri arasında yer alıyor.

Türkiye’de çözüm yalnızca “vatandaş bilinçlensin” demek değildir. Hekimin önünde hastanın güncel ilaç listesi bulunmalı, aynı etken maddeyi içeren mükerrer reçeteler dijital sistem tarafından uyarılmalı, yaşlı hastalarda düzenli ilaç gözden geçirmesi yapılmalı ve eczacı danışmanlığı tedavinin parçası haline gelmelidir. Antibiyotikler için tanıya dayalı geri bildirim, hastaneler için antimikrobiyal yönetim programları ve hekimlere kendi reçete örüntülerini gösteren karşılaştırmalı raporlar uygulanmalıdır.

Ölçmemiz gereken yalnızca kaç kutu ilaç tüketildiği değildir. Tedaviye uyum, önlenebilir ilaç etkileşimleri, gereksiz antibiyotik oranı, mükerrer reçete, tedavi kesintisi ve ilaca bağlı hastane başvuruları da izlenmelidir. Veriyi cezalandırma aracı değil, klinik kaliteyi geliştiren bir geri bildirim sistemi olarak kullanmak gerekir.

İlaç olmayan ürünlerin ilaç gibi sunulması

İlaç pazarını konuşurken takviye edici gıdaları, vitamin ve mineral ürünlerini, bitkisel karışımları ve internet üzerinden satılan benzer ürünleri de görmezden gelemeyiz. Bunların tamamını aynı kefeye koymak doğru değildir. Hekim tarafından belirlenmiş bir eksikliğin giderilmesinde veya uygun görülen bazı durumlarda destek ürünlerinin yeri olabilir. Ancak destek ürünü ile ruhsatlı ilaç arasındaki sınırın tüketici açısından bulanıklaşması ciddi bir sağlık sorunudur.

Takviye edici gıdalar ilaç değildir. Mevzuata göre bu ürünlerin etiketinde, sunumunda ve reklamında bir hastalığı önlediği, tedavi ettiği veya iyileştirdiği ileri sürülemez. Buna rağmen sosyal medya paylaşımları, kişisel tanıklıklar, hekim önlüğünü andıran tanıtımlar ve “doğal olduğu için zararsız” algısı bazı ürünleri ilaçmış gibi konumlandırabiliyor.

Bu alandaki risk yalnızca gereksiz harcama değildir. İçerik belirsizliği, yanlış doz, ilaçlarla etkileşim, karaciğer veya böbrek hasarı, gerçek tedavinin gecikmesi ve özellikle kronik hastalarda kontrolsüz kullanım söz konusu olabilir. “Doğal” sözcüğü güvenlilik belgesi değildir; “onaylı” olmak da tedavi edici etkinliğin ilaç düzeyinde kanıtlandığı anlamına gelmez.

Çözüm; ruhsatlı ilaç, geleneksel bitkisel tıbbi ürün, takviye edici gıda ve kozmetik ayrımını vatandaşa açık biçimde gösterecek tek bir doğrulama sistemi kurmaktır. Ürün üzerindeki karekodla ruhsat veya onay türü, üretici, izin verilen beyanlar ve uyarılar görülebilmelidir. Dijital reklamlardaki sağlık iddiaları düzenli izlenmeli, satış platformları sorumluluk üstlenmeli, şüpheli yan etkiler bildirilebilmeli ve eczacının danışmanlık rolü güçlendirilmelidir.

Yerli ilaç için ne yapmalıyız

Birincisi, yerlilik tanımını yeniden yapmalıyız. Türkiye’de ambalajlanan ürün ile etkin maddesi, teknolojisi ve fikrî mülkiyeti Türkiye’de geliştirilen ürünü aynı kategoride değerlendirmemeliyiz. Teşvikler, yerli katma değerin hangi aşamada oluştuğunu ölçmelidir.

İkincisi, her ilacı aynı anda yerlileştirmeye çalışmak yerine kritik ürünleri belirlemeliyiz. Tek tedarikçiye bağımlı etkin maddeler, hayati ilaçlar, salgınlarda ihtiyaç duyulan ürünler ve yüksek bütçe etkisine sahip biyolojik tedaviler için öncelik haritası çıkarılmalıdır.

Üçüncüsü, kamu alımı ve geri ödeme politikası yalnızca en düşük fiyatı değil; arz güvenliğini, yerli Ar-Ge’yi, teknoloji transferini ve ihracat kapasitesini de gözetmelidir. Ancak koruma süresiz ve koşulsuz olmamalı; üretim, kalite, yatırım ve ihracat hedefleriyle ölçülmelidir.

Dördüncüsü, üniversiteleri ve özellikle eczacılık fakültelerini ilaç politikasının asli aktörü yapmalıyız. Ortak araştırma merkezleri, pilot üretim altyapısı, hızlı sözleşme ve etik değerlendirme süreçleri kurulmalı; akademik bilgi molekülden kliniğe taşınmalıdır. Firma iş birliği gerekli olmakla birlikte araştırma gündemi yalnızca şirketlerin ticari öncelikleriyle sınırlanmamalıdır.

Beşincisi, fiyatlandırmada öngörülebilirliği güçlendirmeliyiz. İlacın erişilebilir olması kadar üretimin sürdürülebilir olması da önemlidir. Ham madde, enerji, iş gücü ve teknoloji maliyetleriyle bağını kaybeden bir fiyat sistemi; ürünün piyasadan çekilmesine, arz açığına ve yeni yatırımın ertelenmesine yol açabilir.

Altıncısı, etkin madde ve biyoteknoloji üretimi için uzun vadeli finansman sağlamalıyız. Molekül geliştirme on yıllık bir sabır ister. Teşviklerin yıllık bütçe döngüsüne değil, aşama hedeflerine bağlı ve kesintisiz olması gerekir. Başarısız araştırmanın da bilimsel öğrenmenin bir parçası olduğu kabul edilmelidir.

Son olarak akılcı ilaç kullanımını yerli üretim politikasının karşısına koymamalıyız. Türkiye daha fazla gereksiz ilaç tüketerek değil; doğru ilacı geliştirip doğru hastaya ulaştırarak güçlenir. Yerli sanayinin hedefi kutu sayısını artırmak değil, sağlık sonucunu ve üretilen katma değeri yükseltmek olmalıdır.

Mesele kaç kutu ürettiğimizden daha büyüktür

Türkiye ilaç üretiminde sıfırdan başlamıyor. Güçlü tesisleri, yetişmiş insan kaynağı, geniş pazarı, üniversiteleri ve önemli bir üretim tecrübesi var. Şimdi bu kapasiteyi molekül geliştirme, etkin madde, biyoteknoloji, klinik araştırma ve ihracatla derinleştirmesi gerekiyor. Bunun için satış rakamını değil, üretilen bilimsel bilgi ile Türkiye’de kalan katma değeri izlemeliyiz.

İlaç bağımsızlığı bütün ürünleri ülke içinde üretmek demek değildir; bu ne gerçekçi ne de gereklidir. Asıl bağımsızlık, kritik bir tedaviye ihtiyaç duyulduğunda hangi riske maruz

İlaç Dünya ve Türkiye
İlaç Dünya ve Türkiye

olduğumuzu bilmek, alternatif tedariki yönetmek ve stratejik ürünleri geliştirecek bilimsel ve endüstriyel yeteneğe sahip olmaktır.

Bir ülkenin ilaç gücü rafındaki kutu sayısıyla değil; ihtiyaç duyduğu molekülü araştırabilmesi, güvenle üretebilmesi ve hastasına kesintisiz ulaştırabilmesiyle ölçülür.


Temel göstergeler

Gösterge

Güncel değer

Türkiye ilaç pazarı satış değeri

479 milyar TL  2025

Eczane kanalının pazar değerindeki payı

Yaklaşık yüzde 87  2025

Türkiye’de imal edilen bitmiş ürünlerin kutu payı

Yüzde 89,98  2025

Türkiye’de imal edilen bitmiş ürünlerin değer payı

Yüzde 59,59  2025

Biyoteknolojik ilaçların Türkiye pazarındaki payı

Yüzde 18,8  2024

Küresel ilaç Ar Ge harcaması

201,3 milyar ABD doları  2025

Etkin madde menşeine göre sektör geneli pay

Kamuya açık bütüncül veri yok

Türkiye’de geliştirilen özgün moleküllerin pazar payı

Kamuya açık bütüncül veri yok

Metinde yararlanılan temel kaynaklar

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page