top of page

Sağlık Turizmi Yerli Hastanın Rakibi Değil, Sağlık Sisteminin Güçlendiricisi Olmalı

2 gün önce
5 dakikada okunur

Sağlık Turizminin Yeni Paradigması – Bölüm 13

Behlül Ünver – Dünya Sağlık Turizmi Platformu Başkanı

Türkiye sağlık turizminde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olma iddiasını uzun süredir taşıyor. Güçlü hastanelerimiz, nitelikli hekimlerimiz, gelişmiş sağlık altyapımız, coğrafi konumumuz ve turizm tecrübemiz bu iddiayı destekliyor.

Ancak sağlık turizmi büyüdükçe cevaplamamız gereken daha önemli bir soru ortaya çıkıyor: Sağlık turizminin oluşturduğu ekonomik değer, Türkiye’nin sağlık sistemini ne kadar güçlendiriyor?

Çünkü sağlık turizminin başarısını yalnızca ülkeye gelen yabancı hasta sayısıyla veya elde edilen gelirle değerlendirmek artık yeterli değildir. Asıl mesele, bu faaliyetin sağlık sistemine yeni kapasite, teknoloji, insan kaynağı, eğitim ve yatırım olarak ne kadar geri döndüğüdür.

Kamu sağlık sisteminin farklı bir sorumluluğu var

Türkiye’de sağlık hizmetlerinin çok büyük bölümü kamu eliyle sunuluyor. Sağlık Bakanlığı’nın 2026 yılı değerlendirmesine göre özel sektörün sağlık hizmetleri içerisindeki payı yaklaşık yüzde 18 seviyesinde. Bu da sağlık hizmetlerinin ana yükünün hâlâ kamu sistemi tarafından taşındığını gösteriyor.

Bu nedenle kamu hastanelerinin sağlık turizmine bakışı, özel sektörle tamamen aynı olamaz. Kamu hastanelerinin temel sorumluluğu elbette kendi vatandaşlarının sağlık hizmetine erişimini güvence altına almaktır.

Bu konuda toplumda oluşabilecek “Önce kendi hastamızı tedavi edelim, yabancı hasta sonra gelsin.” yaklaşımını da bütünüyle haksız görmek doğru değildir. Özellikle randevu, bekleme süresi veya yoğunluk sorunu yaşanan dönemlerde vatandaşın böyle düşünmesi anlaşılabilir.

Ancak bence tartışmayı burada bırakmak da eksik olur. Çünkü doğru planlandığında sağlık turizmi, yerli hastanın rakibi olmak zorunda değildir. Tam tersine; yerli hastaya sunulan sağlık hizmetini güçlendiren yeni bir kaynak hâline gelebilir.

Mesele isteksizlik değil, model farklılığı

Kamunun sağlık turizmine isteksiz olduğu kanaatinde değilim. Sahada hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve yöneticilerin uluslararası hastalara hizmet verme, özellikli tedavileri daha geniş bir coğrafyaya taşıma ve ülkeye değer üretme konusunda ciddi bir motivasyonu olduğunu görüyoruz. Asıl mesele isteksizlik değil; kamu hastanelerinin günlük hasta yoğunluğu ve temel kamu hizmeti sorumluluğu nedeniyle sağlık turizminin özel sektörle aynı yöntemlerle yürütülemeyecek olmasıdır.

Özel sektör bireysel hasta kazanımı, dijital pazarlama, aracı kuruluşlar ve uluslararası hasta ağları üzerinden daha esnek bir modelle çalışabilir. Kamu ise mutlaka özel sektör gibi tek tek hasta bulmaya çalışmak zorunda değildir. Kamu için daha doğru yaklaşım; devletler arası ve kurumlar arası anlaşmalarla hasta gruplarını, finansmanı, tedavi alanlarını ve hizmet kapasitesini önceden planlayan kurumsal modeller geliştirmektir.

Örneğin yabancı ülkelerin sağlık bakanlıkları, sosyal güvenlik kurumları veya kamu fonlarıyla devlet ödemeli hasta programları kurulabilir. Vakıf ve dernekler tarafından finanse edilen hastalar için anlaşmalar yapılabilir; belediyeler, kamu kurumları, büyük işverenler ve ilgili diğer kuruluşlarla özellikli tedavi programları geliştirilebilir. Türkiye'deki kamu hastanelerinin ileri cerrahi, onkoloji, organ nakli, rehabilitasyon ve benzeri özellikli alanlardaki kapasitesi bu modellerle uluslararası hastalara açılabilir. Ters yönde de kamudaki özellikli ameliyatlar, klinik eğitimler ve sağlık bilgi birikimi ilgili ülkelerde sunulabilir. Böylece kamu sağlık turizmi yalnızca 'Türkiye'ye hasta getirme' faaliyeti değil, sağlık hizmeti, eğitim ve bilgi ihracı modeline dönüşebilir.

Büyük kamu hastaneleri neden bu sistemin dışında kalsın?

Türkiye son yıllarda şehir hastaneleri başta olmak üzere çok önemli bir kamu sağlık altyapısı oluşturdu. Bu hastanelerin bazılarında ileri onkoloji, organ nakli, kalp ve damar cerrahisi, robotik cerrahi, nöroşirürji, ileri görüntüleme, yoğun bakım, rehabilitasyon ve birçok özellikli tedavi alanında çok ciddi kapasite bulunuyor.

Üstelik bu kurumlar yalnızca tedavi merkezi değil. Aynı zamanda eğitim, araştırma ve uzmanlık merkezleri.

Böylesine güçlü bir kapasitenin uluslararası sağlık hizmetlerinin tamamen dışında kalmasını doğru bulmuyorum. Mesele kamu hastanesinin yabancı hasta için yerli hastayı geri plana atması değildir. Mesele; yerli hastanın hakkını ve hizmete erişimini koruyarak, planlanmış kapasitenin ülke adına ekonomik ve stratejik değere dönüştürülebilmesidir.

Yeni dönem aslında başladı

Son dönemde kamunun sağlık turizmine daha aktif katılımını destekleyen önemli düzenlemeler yapılıyor. 2025 tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik kamu kurumlarını, üniversiteleri, özel sağlık kuruluşlarını ve aracı kuruluşları aynı düzenleyici çerçeve içinde ele alıyor.

Daha da önemlisi, 2026 yılında Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü ile USHAŞ arasında imzalanan protokol kapsamında kamu hastanelerindeki sağlık turizmi süreçlerinin, USHAŞ koordinasyonunda aracı kuruluşlar üzerinden yürütülmesinin önü açıldı.

Aynı yıl yayımlanan Uluslararası Sağlık Hizmetlerinde İş Birliği Yönetmeliği de Sağlık Bakanlığı ve devlet üniversitelerine ait yetkili sağlık tesisleri arasında uluslararası sağlık hizmetleri konusunda daha sistematik iş birliğine imkân tanıyor.

Bunlar önemli adımlar. Çünkü kamu sağlık kurumlarının sağlık turizminde tek başına pazarlama yapmasını beklemek yerine, profesyonel aracı kuruluşlardan ve merkezi koordinasyondan yararlanmasını sağlayacak bir yapı oluşturuluyor. Bu, uzun zamandır ihtiyaç duyulan bir modeldi.

Kamu için sağlık turizmi “ek iş” değil, yeni kaynak olabilir

Burada asıl değer ekonomi tarafında ortaya çıkıyor. Sağlık hizmetleri kamu bütçesinde önemli bir harcama kalemidir. Ancak sağlık turizmi sayesinde kamu sağlık altyapısının belirli bir bölümü aynı zamanda gelir üreten bir kapasiteye dönüşebilir.

Bu gelirin yeni cihazlara, hastane altyapısına, personel eğitimine, araştırmaya, teknolojiye, çalışanların motivasyonuna ve yeni sağlık kapasitesine geri dönmesi sağlanabilir.

O zaman sağlık turizmi kamu açısından yalnızca yabancı hastaya verilen ücretli hizmet olmaktan çıkar. Sağlık sisteminin kendi kapasitesini geliştiren finansal bir mekanizma hâline gelir. Bence kamu sağlık turizminin gerçek gerekçesi de burada aranmalıdır.

Gelir kuruma olduğu kadar emeğe de yansımalı

Kamuda bu modelin sürdürülebilir olması için en kritik başlıklardan biri, sağlık turizminden elde edilen gelirin nasıl değerlendirildiği ve nasıl paylaşıldığıdır. Uluslararası hastanın tedavisinde hekimden hemşireye, teknisyenden koordinasyon ve idari ekiplere kadar çok sayıda çalışan ilave sorumluluk üstlenir.

Bu nedenle mevzuatın izin verdiği çerçevede, sağlık turizminden elde edilen gelirin kurumsal yatırımlara aktarılmasının yanında hizmeti üreten hekim ve çalışanlara da şeffaf, ölçülebilir ve adil bir modelle yansıması gerekir. Çalışanın emeğinin karşılığını gördüğü bir yapı; motivasyonu, hizmet kalitesini ve kurumun sağlık turizmi kapasitesini birlikte güçlendirir.

Kamunun avantajı yalnızca büyük hastaneleri ve ileri teknolojisi değildir; nitelikli insan kaynağıdır. Bu insan kaynağını sağlık turizmine gönüllü ve sürdürülebilir biçimde dahil etmek istiyorsak, üretilen değerin paylaşımında adalet temel ilkelerden biri olmalıdır.

Ama bunun bir şartı var: yerli hastanın hakkı korunmalı

Kamu sağlık turizmi geliştirilirken kırmızı çizgi çok açık olmalıdır: Uluslararası hasta nedeniyle yerli hastanın sağlık hizmetine erişimi kötüleşmemelidir.

Bunun ölçülmesi de mümkündür. Randevu süreleri, ameliyat bekleme süreleri, yatak kullanım oranları, özellikli tedavilere erişim, hekim başına hasta yükü ve hasta memnuniyeti düzenli takip edilebilir.

Uluslararası sağlık hizmetleri için belirli kapasite, belirli zaman dilimleri veya özel organizasyon modelleri oluşturulabilir. Böylelikle iki hasta grubunu aynı sınırlı kapasite için yarıştırmak yerine, sağlık turizminin yeni kapasite üretmesi sağlanabilir.

Sağlık turizmi mevcut kapasiteyi tüketmemeli; yeni kapasite üretmelidir.

Kamu ve özel sektör birbirinin rakibi olmak zorunda değil

Türkiye’nin sağlık turizminde büyümesi yalnızca özel sektörün veya yalnızca kamunun görevi değildir. Özel sektörün esnekliği, pazarlama kabiliyeti, hızlı karar alma kapasitesi ve uluslararası hasta deneyimi önemli avantajlar yaratıyor.

Kamunun ise büyük ölçekli altyapısı, özellikli tedavi kapasitesi, eğitim hastaneleri, akademik gücü ve çok geniş klinik tecrübesi bulunuyor.

Bunları birbirinin alternatifi olarak görmek yerine birbirini tamamlayan iki yapı olarak değerlendirmeliyiz. Bazı hastalar özel hastanelerde tedavi olabilir. Bazı kompleks vakalar kamu veya üniversite hastanelerinde değerlendirilebilir. Bazı programlarda kamu–özel ortak hasta yolculukları oluşturulabilir. Bazı ülkelerle özellikli tedavi, eğitim ve ikinci görüş anlaşmaları yapılabilir.

Türkiye’nin sağlık turizmi markasının gücü, bu kapasitenin tamamını doğru biçimde organize edebilmesinden gelecektir.

Başarıyı yalnızca hasta sayısıyla ölçmeyelim

Belki de artık sağlık turizmi performansını değerlendirirken yeni göstergeler kullanmalıyız. Kaç uluslararası hasta geldi? Elbette önemli. Ne kadar gelir elde edildi? O da önemli.

Ama bunun yanında; bu gelir ne kadar yeni sağlık kapasitesi oluşturdu? Ne kadar teknoloji yatırımı yapıldı? Kaç sağlık profesyonelinin eğitimine kaynak sağlandı? Kaç yeni istihdam oluştu? Kaç araştırma veya inovasyon projesi desteklendi? Yerli hastanın aldığı sağlık hizmeti bundan olumlu mu, olumsuz mu etkilendi?

Bence sağlık turizminin gerçek başarısı bu sorularla birlikte değerlendirilmelidir. Bunu “net sağlık değeri” olarak tanımlayabiliriz. Yani sağlık turizminin ülkeye getirdiği gelir kadar, sağlık sisteminde oluşturduğu kalıcı kapasiteyi de ölçmek.

Daha fazla hasta değil, daha fazla değer

Türkiye elbette sağlık turizminde büyümeye devam etmeli. Kamu da özel sektör de bu büyümenin parçası olmalı. Ancak büyümenin amacı yalnızca daha fazla yabancı hastaya ulaşmak olmamalıdır.

Daha yüksek değer üreten, yerli hastanın hizmetini olumsuz etkilemeyen, yeni kapasite oluşturan, teknoloji ve insan kaynağı yatırımlarını destekleyen bir sağlık turizmi modeli oluşturmalıyız.

Belki de bundan sonra sormamız gereken soru “Türkiye’ye daha fazla uluslararası hastayı nasıl getiririz?” değil; “Türkiye’ye gelen her uluslararası hasta, Türkiye’nin sağlık sistemini nasıl daha güçlü hâle getirir?” olmalıdır.

Sağlık turizmi yerli hastanın rakibi olmak zorunda değil. Doğru planlanırsa; yerli hastanın da daha iyi hastaneye, daha iyi teknolojiye ve daha güçlü bir sağlık sistemine ulaşmasını sağlayan kaynaklardan biri olabilir.

Ve belki de kamu sağlık sisteminin sağlık turizmindeki gerçek rolünü; özel sektör gibi hasta arayan bir aktör olarak değil, devletler ve kurumlar arasında yüksek nitelikli sağlık hizmeti, eğitim ve bilgi üreten; çalışanının emeğini adil biçimde karşılayan ve ürettiği değeri yeniden sağlık sistemine kazandıran stratejik bir yapı olarak yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page