Sağlık Turizmi Sadece Sağlık Bakanlığı’nın Konusu Değil
- Behlül ÜNVER

- 2 Haz
- 4 dakikada okunur
Dünya sağlık turizmi pazarının önümüzdeki 10 yıl içerisinde 400–500 milyar dolar
seviyelerine ulaşması beklenirken, ülkeler bu alandaki rekabete artık yalnızca sağlık hizmeti
perspektifiyle değil, ulusal strateji perspektifiyle yaklaşmaktadır. Türkiye bugün yaklaşık 1,5
milyon uluslararası sağlık ziyaretçisine hizmet veren ve yıllık 3 milyar doların üzerinde sağlık
turizmi geliri üreten bir ülke konumuna ulaşmıştır. Ancak mevcut potansiyel, elde edilen
sonuçların çok daha üzerinde bir kapasiteye işaret etmektedir. Yeni Dönemde Çok Bakanlıklı
Stratejik Yönetim Şart. Türkiye bugün sağlık turizminde dünyanın en güçlü ülkelerinden biri
olma yolunda ilerliyor. Ancak küresel rekabet artık yalnızca iyi hastane yapmakla
kazanılmıyor. Yeni dönemde ülkeler; sağlık sistemlerini, turizm altyapılarını, ticaret ağlarını,
uluslararası diplomatik ilişkilerini, akademik güçlerini, finansal teşvik mekanizmalarını tek bir
strateji altında yönetmeye başladı. Çünkü sağlık turizmi artık yalnızca "hasta getirme" modeli
değildir. Bu alan; ülke ekonomisini, hizmet ihracatını, uluslararası yatırımları, marka değerini,
kültürel etki alanını doğrudan etkileyen stratejik bir güç haline gelmiştir.
Türkiye'nin önümüzdeki dönemde daha büyük bir sıçrama yapabilmesi için sağlık
turizmini yalnızca Sağlık Bakanlığı perspektifiyle değil, devletin koordineli bir milli stratejisi
olarak ele alması gerekmektedir.
Türkiye'de Sağlık Hizmetinin Ana Gücü Kamu, Sağlık Turizminin Ana Gücü ise
Özel Sektördür. Türkiye bugün sağlık altyapısı açısından dünyanın sayılı ülkelerinden biridir.
1.500' ün üzerinde sağlık kuruluşu, yaklaşık 270 bin yatak kapasitesi, modern şehir hastaneleri,
ileri teknoloji yatırımları, nitelikli sağlık insan kaynağı Türkiye'yi bölgesel bir sağlık merkezi
haline getirmiştir. Ancak sağlık turizminde dikkat çekici bir gerçek bulunmaktadır. Türkiye'de
sunulan sağlık hizmetlerinin yaklaşık %80'i kamu eliyle verilirken, özel sektörün payı yaklaşık
%20 seviyelerindedir. Fakat sağlık turizminde tablo tersine dönmektedir. Bugün uluslararası
sağlık turizmi faaliyetlerinin yaklaşık %95'i özel sektör tarafından yürütülmektedir. Kamunun
payı ise büyük ölçüde turistin sağlığı hizmetleriyle birlikte yaklaşık %5 seviyesindedir. Bu
durum sağlık turizminin yalnızca sağlık hizmeti sunmaktan ibaret olmadığını göstermektedir.
Çünkü sağlık turizmi; uluslararası pazarlama, marka yönetimi, dijital görünürlük, uluslararası
hasta deneyimi, operasyon yönetimi, küresel iş birlikleri gibi birçok farklı bileşenin birlikte
çalışmasını gerektiren özel bir ekosistemdir. Görev yaptığımız dönemde kamu hastanelerinin,
özellikle şehir hastanelerinin sağlık turizminden daha fazla pay alabilmesi için yoğun çalışmalar
yürüttük. Bu kapsamda; uluslararası hasta merkezlerinin güçlendirilmesi, yabancı dil
altyapılarının geliştirilmesi, dijital görünürlüğün artırılması, uluslararası hasta operasyonlarının
iyileştirilmesi gibi alanlarda çalışmalar gerçekleştirildi. İstanbul ve Antalya başta olmak üzereçeşitli pilot uygulamalar başlatılarak kamu hastanelerinin sağlık turizmi kapasitesinin
artırılması hedeflendi.
Türkiye'nin önümüzdeki dönemde sağlık turizmindeki büyümesini sürdürebilmesi için
kamu hastanelerinin de uluslararası hasta pazarında daha aktif rol üstlenmesi gerektiğine
inanıyorum.
Aracı Kurumlar ve Özel Sektör Desteklenmelidir. Sağlık turizmi yalnızca
hastanelerden oluşan bir yapı değildir. Bu alan; yurtdışı hasta erişimi, pazarlama, operasyon
yönetimi, transfer organizasyonları, konaklama süreçleri, kültürel iletişim, hasta deneyimi
yönetimi gibi birçok farklı unsurdan oluşmaktadır. Bu nedenle aracı kurumlar sektörün önemli
paydaşlarından biridir. Elbette kalite standartları, etik kurallar ve etkin denetim mekanizmaları
vazgeçilmezdir. Ancak doğru regüle edilen ve desteklenen aracı kurumlar Türkiye'nin
uluslararası rekabet gücünü artıran önemli yapılardır. Özellikle büyük veya küçük ayrımı
yapılmaksızın özel sektörün desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü uluslararası
pazarlarda bazen en hızlı büyüyen ve
en etkili sonuçları üreten yapılar,
büyük kurumlardan çok hedef pazarı
iyi bilen dinamik ekipler
olabilmektedir.
Sağlık Bakanlığı; Kalite,
akreditasyon, denetim, hasta güvenliği
ve sağlık hizmet standartlarının
belirlenmesinde temel otoritedir.
Ancak sağlık turizminin büyüklüğü
düşünüldüğünde tek başına yeterli
değildir. Ticaret Bakanlığı; Sağlık
turizmi aynı zamanda bir hizmet ihracatıdır. Marka destekleri, ihracat teşvikleri, yurtdışı tanıtım
faaliyetleri ve yeni pazarlara erişim süreçlerinde Ticaret Bakanlığı kritik rol üstlenmektedir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ve özellikle Türkiye Tanıtım Ajansı; Artık sağlık turistleri
yalnızca tedavi olmak istemiyor. Aynı zamanda; güvenli destinasyon, kaliteli yaşam deneyimi,
wellness, longevity, termal turizm, rehabilitasyon, kültürel deneyim de talep ediyor. Bu nedenle
sağlık turizmi ile turizm stratejileri birbirinden ayrı düşünülemez. Yine bizim dönemimizde
Sağlık Bakanlığı ile bu süreçler ile ilgili ikili protokol yapma fırsatı bulmuştuk. Özellikle
Türkiye Tanıtım Ajansı'nın uluslararası görünürlük ve ülke markası oluşturma konusundaki
rolü son derece önemlidir. Bugün birçok sağlık kuruluşu yurtdışında bireysel tanıtım
yapmaktadır. Ancak sağlık turizminde hasta önce ülkeye güvenmekte, daha sonra sağlık
kuruluşunu tercih etmektedir. Bu nedenle Türkiye markasının merkezi ve güçlü bir şekilde
tanıtılması sağlık turizmi açısından stratejik bir gerekliliktir. Yakın dönemde Turkcell'in 5G
tanıtımlarında saç ekimi temasını kullanması sağlık turizminin artık yalnızca sağlık sektörünün
değil, teknoloji ve ülke markası stratejisinin de bir parçası haline geldiğini göstermektedir.
Dışişleri Bakanlığı; Vize süreçleri, uluslararası anlaşmalar, sağlık diplomasisi, sigorta
sistemleri, ülke tanıtımları ve devletler arası sağlık iş birlikleri doğrudan dış politika konusudur.
Özellikle Afrika, Orta Asya, Körfez
Bölgesi ve Balkanlar'da sağlık
diplomasisi Türkiye'nin etkisini
artırabilecek önemli araçlardan biridir.
İçişleri Bakanlığı; Uluslararası hasta
hareketliliği, hasta güvenliği, kayıtsistemleri, kaçak aracılığın önlenmesi, şehir güvenliği ve organizasyon altyapıları açısından
önemli görevler üstlenmektedir. Y.Ö.K. ve Üniversiteler; Sağlık turizmi yalnızca tedavi
değildir. Aynı zamanda; eğitim, araştırma, bilimsel üretim, uluslararası akademik iş birlikleri,
hekim değişim programları, kongre ve sempozyumlar sağlık turizminin geleceğini
şekillendirmektedir. Türkiye'nin sağlıkta dünya markası olabilmesi için üniversitelerimizin
daha aktif rol üstlenmesi gerekmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı; Vergi teşvikleri,
uluslararası yatırım modelleri, sağlık serbest
bölgeleri, finansman destekleri, yabancı yatırımcı
politikaları ve sürdürülebilir büyüme açısından
kritik rol üstlenmektedir.
Türkiye Neden Koordinasyon Modeli
Kurmalı?
Dünyadaki başarılı örnekler
incelendiğinde; Dubai, Güney Kore, Tayland,
Singapur, Hindistan gibi ülkelerin sağlık
turizmini yalnızca sağlık bakanlıklarıyla
yönetmediği görülmektedir. Bu ülkeler sağlık turizmini; ekonomi, turizm, teknoloji, eğitim, dış
politika ile entegre şekilde yönetmektedir.
Türkiye'nin de yeni dönemde benzer bir koordinasyon modeline ihtiyaç duyduğu açıktır.
Çünkü sağlık turizminde yeni rekabet artık yalnızca "kim daha ucuz?" sorusuna verilen cevapla
belirlenmiyor. Asıl rekabet; kim daha güvenilir, kim daha görünür, kim daha güçlü marka
oluşturabiliyor? sorusunda yaşanıyor.
Sağlık turizmi artık yalnızca sağlık sektörünün değil; Türkiye'nin ekonomik kalkınma,
hizmet ihracatı, uluslararası görünürlük ve yumuşak güç stratejisinin de önemli bir parçasıdır.
Bugün sağlık turizmi yalnızca hastanelerin değil; devletin, üniversitelerin, özel
sektörün, sivil toplumun ve uluslararası paydaşların birlikte yönettiği bir ekosisteme
dönüşmüştür. Türkiye'nin sahip olduğu sağlık altyapısı, insan kaynağı ve coğrafi avantajlar
doğru bir koordinasyon modeli ile desteklendiğinde, ülkemizin sağlık turizminde dünyanın ilk
üç ülkesi arasında yer alması mümkündür.
Sağlık turizmi artık yalnızca bir sektör değildir. Türkiye'nin hedefi yalnızca sağlık
hizmeti ihraç eden bir ülke olmak değil; sağlıkta bilgi, teknoloji, eğitim ve güven ihraç eden
küresel bir marka haline gelmektir. Bu alan; ekonomi, turizm, teknoloji, eğitim, diplomasi ve
ülke markasının kesiştiği stratejik bir güç alanına dönüşmüştür. Türkiye'nin yeni hedefi
yalnızca daha fazla hasta almak olmamalıdır. Asıl hedef; yüksek katma değer üreten,
uluslararası markalar çıkaran, bilim ve teknolojiyle güçlenen, kamu ve özel sektörü aynı vizyon
altında buluşturan, çok bakanlıklı koordinasyon modeli kurabilen küresel bir sağlık ekosistemi
oluşturmaktır. Çünkü sağlık turizminin geleceğini artık yalnızca hastaneler değil, ülkelerin
stratejik vizyonları belirleyecektir. Ve belki de yeni dönemin en kritik sorusu şudur: Türkiye
sağlık turizmini yalnızca operasyonel bir faaliyet alanı olarak mı yönetecek, yoksa devlet
politikası seviyesinde stratejik bir güç alanına mı dönüştürecek?
Behlül Ünver
Dünya Sağlık Turizmi Platformu Başkanı (DSTP)






Yorumlar